Search for
Login | Username Password Forgot? | Email: | Create Account
Non English | Entries: 101 | Views: 230 | Modified: 2 hours ago | | Add to My Feeds
Report
ömer seyfettin

Ömer Seyfettin Kimdir:

Türk edebiyatının en çok okunan hikâye yazarıdır. Asker ve öğretmendir. Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandır. Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne çok sayıda eser sığdırmıştır. En tanınan eseri "Kaşağı" isimli öyküsüdür.

1884 yılında Gönen'de (Balıkesir) doğdu. Hatko Çerkezlerindendir. İyi derecede Adige dili konuşurdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Bey'le, Fatma Hanım'ın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönen'de bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Bey'in görevinin nakli dolayısıyla Gönen'den ayrılan aile İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a geldi.

Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanî'ye, 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesi'ne kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsi'ne devam etti. 1900'de İdadî'yi bitirerek İstanbul'a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine "Sınıf-ı müstacele" denilen bir hakla imtihansız mezun oldu.

Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordu'nun İzmir Redif Tümeni'ne bağlı Kuşadası Redif Taburu'na tayin edildi. 1906'da İzmir Jandarma Okulu'na öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemlidir; zira bu vesileyle İzmir'deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik'ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçü'den ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler aldı.

Ömer Seyfettin Ocak 1909'da Selanik Üçüncü Ordu'da görevlendirildi. Selanik'te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncu'nun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemler'e çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı.

Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşı'nın başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatması'nda esir düştü. Nafliyon'da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okumuştu. "Mehdi", "Hürriyet Bayrakları" gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdu'nda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazandı.

Ömer Seyfettin 1913'te esareti bitince İstanbul'a döndü. 23 Ocak 1913'te Enver Paşa'nın organize ettiği Babıâli Baskını'na katıldı. Daha sonra askerlikten ayrıldı, yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başladı. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. 1914 yılında Kabataş Sultanisi'nde öğretmenlik görevine başladı ve bu görevini ölümüne kadar sürdürdü.

1915'te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Bey'in kızı Calibe Hanım'la evlenmiştir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulunca tekrar yalnızlığına döndü.

1917'den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920'ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Bu dönemde 10 kitap dolduran 125 hikâye yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan öğretmenlik yapmayı sürdürdü.

Hastalığı 25 Şubat 1920'de artınca yazar, 4 Mart'ta hastaneye kaldırıldı. 6 Mart 1920'de hayata gözlerini yumdu. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı'na defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Asri Mezarlığı'na nakledildi.

Kitap Özeti:

HAREM

Şişli’de bulunan Sermet ve Nazan’ın yaşantısını ele alır. Bu çift çok mesut bir hayat yaşar. Bu hayatları evlenecek olan yeni çiftlere örnek olacak seviyededir. Hatta halk arasında “işte saadetin timsali” şeklinde ithamlarda bulunuyorlardı.

Yalnız bir gün öyle bir olay olur ki evde kavga etmeye ve birbirlerine kötü sözler söylemeye başlarlar. Bu mutlu çiftin Refi ve Meliha isimli dostları vardır. Bunların da Sermet ve Nazan gibi mutlu hayatları vardır. Sermet, Nazan’la Refi ile evlerinde konuşurken yakalar ve aşk yaptıklarını zanneder. Aynı zamanda Meliha da oradadır ve Nazan’da kocasının kendisini Meliha ile aldattığını zanneder.

O günden sonrada Nazan babasının evine gider ve orada yaşamaya başlar. Aradan bir hafta gibi bir süre geçer. O bir hafta sonunda Nazan kendisinin ihtiyacı olacak birtakım eşyalarını ve Mâri adlı hizmetçilerini almaya gelir. Nazan Sermet’in annesiyle oturduğunu duymuştu ve evde kimsenin olmayacağının sanıyordu. Yalnız o gün Sermet de Nazanda evin anahtarının olmayacağını sanarak eve ondan önce varır ve o da birtakım eşyalarını almaya gelmiştir. Nazan evin ziline basar ve kapıya hizmetçileri yerine hiç görmek istemediği kocası çıkar. Kocasını karşısında gören Nazan çok şaşırır ve kocasının kendisine yaptıklarının tesirinde kaldığı için hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Kapının önünde biraz münakaşa ederler. Daha sonra Sermet karısını salona götürür ve orada konuşmaya başlarlar. Nazan evli bulundukları üç senenin her gününü bir hatıra defterine yazmıştır.

Bu hatıra defterinde de kendisinin masum olduğunu ispat edecek yazılarının olduğunu söyler. Aynı şekilde Sermet de kendisinde böyle bir defter olduğunu ve kendisinin de evliliklerinin her gününü bu deftere yazdığını söyler. Önce birbirlerine inanmazlar. Fakat daha sonra ikisi de hatıra defterlerini çıkarır ve okumaya başlarlar. Sermet ve Nazan bir gün evlerine misafir kabul ederler. Kokteyl gibi ufak bir parti düzenlerler. En yakın arkadaşları Refi ile Meliha da gelmiştir. Sermet taklitçiliği hiç sevmeyen biri olduğu için gelen misafirler arasında bazılarının kendisini hoş göstermek için yaptığı bazı maymunlukları (Sermet’e göre) görünce hiç dayanamaz, oradan ayrılmak ister.

Fakat karısını da çok sevdiği için buna katlanmak zorunda kalır. Böyle gecelerde salon oyunları adı altında bazı oyunlar oynanır. Oyunlar arasında bir oyun var ki kendisi bu oyuna hiç katlanamaz. O gece de hiç sevmediği oyun oynanır. Oyunda kadınlar ve erkekler vardır. Kadınlar ve erkekler birbirleri hakkında ne düşünüyor, herkes ne diyor gibi sorular soruluyor. Soruların cevapları kâğıtlara yazılıyor ve kâğıtlar katlanıyor. Kâğıtlar açıldığında bazen manalı, bazen tuhaf ve bazen de münasebetsiz yazılar çıkıyordu. Daha sonra kâğıtta yazan kişiler oyundan sonra yan yana gelip konuşuyorlardı. Hatta açılan bir kâğıtta Nazan’la Refi’nin ismi yazılıdır.

Kâğıt açıldıktan sonra bir araya gelmiş konuşmaya başlamışlardı. Bunu gören Sermet dayanamaz, bağırarak karısını yanına çağırır ve konuşmak ister. Nazan misafirlere rezil olmamak için onu başka bir odaya götürür. Orada sakinleştirmeye çalışır. Tekrar salona girer. Bu tartışmayı duyan misafirler veda edip evden ayrılırlar. Ertesi gün Sermet ya ayrılmaları gerektiğini ya da salonlarını dostlarına kapatacağını söyler. Nazan dostları için yuvasını bozamayacağından razı olur. Artık bundan sonra kadın ayrı, erkek ayrı bir harem yaşamaya başlarlar. Ne Sermet bir kadınla ne de Nazan bir erkekle konuşuyor, buluşuyordu. Ancak bir gün Nazan sokakta dolaşırken Refi ile karşılaşır. Nazan Refi’nin kendisini nasıl tanıdığını hayretle karşılar. Çünkü peçesi vardı ve tanımak oldukça güçtü. Refi Nazan’a harem hakkında bir kaç soru sorar ve Nazan’ın hiç erkek yüzü göremeyeceğini söyler.

Nazan bunu kabul etmez. Arkadaşlarına kadın kıyafeti giydirip evine aldığını Refi’yi de bu şekilde eve alabileceği şeklinde cevap verir. Böylece Refi Nazan ile buluşur. O gün Meliha da aynı taktiği kullanarak erkek kıyafetiyle Sermet’in yanına gelir. Kocasının Nazan’la buluştuğunu söyler. Sermet inanmak istemez. Fakat Meliha bir dedektif tuttuğunu, kocasını izlettiğini ve buraya gelebildiğini söyler.

Kanıt olarak da kendisinin bir erkek kıyafetiyle gelmesi ve hizmetçinin bunun farkında olmadığını gösteriyordu. Sermet bunu üzerine Meliha’ya inanmak zorunda kalır. Karısının bulunduğu odanın kapısının deliğinden bakar. Odada kadın kıyafetiyle biri vardır. Sermet içerideki sesleri dinler ve o kişinin Refi olduğunu anladığı zaman çok öfkelenir. Hemen o şiddetle odaya girer, Refi’yi dövmeye başlar. Tabi bu sırada Meliha’nın da içeride olduğunu gören Nazan onun üzerine atılır. Yalnız kendisi yeteri kadar güçlü olmadığından Meliha’dan dayak yer. Nazan Refi ile sadece sohbet ediyordu. Ancak Sermet onların aşk yaptığını sanmış bu yüzden de Refi’yi dövmüştü. Aynı şekilde Nazan da Meliha’yı orada görünce onların aşk yaptığını sanmıştı. Hâlbuki her ikisi de olayın iç yüzünü öğrendiklerinde her şeyi anlayacaklardı.

Bu olaydan sonra Nazan babasının evine gitmiştir. Nazan ve Sermet bu itiraflardan sonra birbirlerinin haklı olduğunu, boşuna kalplerini kırdığını anlarlar. Karşılaştıkları o günden itibaren birlikte yaşamaya karar verirler. Nispet olsun diye Refi ile Meliha’nın yanına giderler.

BEYAZ LALE

Hudutta bozulan ordu iki günden beri Senez’den geçiyordu. Bu duruma en çok Hıristiyanlar sevinmişti. Türk askerleri çekilir çekilmez Bulgarlar Türk mahallelerine girip buraları yağmalamaya başladılar.

Şehrin yapmasını ve usul dairesini idare etmek için Binbaşı Radko Balkaneski buraya tayin edildi. Hemen göreve başladı ilk önce ne kadar çete reisi varsa hepsini toplayarak Serez hakkındaki planlarını açıkladı. Şehrin en büyük fırını yakılacak, âli mahkeme için gerekli olan her şey fırının yanına kurulacak, şehrin tüm zenginleri bir araya toplanacak ve bütün paraları alındıktan sonra umumi yağmalamalara izin verilecek. Türk kızları askerlere dağıtılacak, küçük çocuklar alınarak vaftiz edilecek ve Bulgaristan’a gönderilecek. Çok yaşlılar eğer Hıristiyan olursa öldürülmeyecek. Bir yaşından atmış yaşına kadar erkekler, sekiz yaşından kırk beş yaşına kadar bütün kadınlar meydanda kalmamak şartı ile sessizce kesilecek ve iki komite reisinin nezaretinde şehrin dışındaki hendeklere gömülecek.

Dimço adlı çete reisinin kızları ve küçük çocukları neden öldüreceksiniz demesi üzerine Binbaşı daha sonradan bize başkaldıracak engel olacak kimsenin kalmaması için hepsinin ölmesi gerekli diyerek ihtiyar Dimço’ya kızdı. Binbaşı uzun bir süre nutuk verdikten sonra herkesin görevin başına gitmesini söyleyerek işlerine başladı. Aradan bir saat geçtikten sonra yaveri kapıyı çalarak içeri girdi. Dimço’nun fırını yaktığını söyledi. Şehirdeki tüm Türk kızları ve kadınlarının bu fırının yanına topladılar. Binbaşı hemen atına atlayarak hızla oraya ulaştı ve kadınların tümün soyunmalarını söyledi. Hiçbiri bunu kabul etmedi bunun üzerine içlerinden birini seçerek tekrar soyunmasını söyledi. Kadın kabul etmeyince üzerindeki çarşafı yırttı, kadının kucağında çarşafın içinde sakladığı küçük bebeği gördü.

Kızan Binbaşı Radko bebeği aldığı gibi yanan fırına attı. Genç kadın çılgına döndü ve Binbaşı Radko’ya saldırdı. Binbaşı kadını askerler tutmasını söyleyerek eline aldığı bıçakla kadının karnını yardı ve fırına attı. Bunu gören diğer kadınlar korkudan soyundular. Radko kadınları tek tek çağırarak onlar köyün en güzel kızının kim olduğunu sordu, herkesin verdiği cevap aynıydı. Hacı Hasan Efendi’nin kızı Lale. Binbaşı güzel olan kadınlara ayırarak diğerlerini çeşitli işkencelerle fırında yaktı. İdare Binasına geri dönerek Hacı Hasan Efendi’yi getirterek, ona ne kadar parası olduğunu evinde kimlerini olduğunu sorarak öğrenmek istedi. Hacı Hasan Efendiden cevap alamayınca onu âli mahkemesine gönderdi.

Evin tüm insanlarını boşaltmalarını fakat Lale’nin orada kalmasını emretti. Daha sonra atına atlayarak Hacı Hasan Efendinin evine ulaştı. Evin cennete eş bir bahçesi vardı. Kapıya gelerek zili çaldı Lale kapıyı açmaya korktu. Fakat Binbaşı babasının gönderdiğini söyleyerek kapıyı açtırdı. Laleye sahip olmak isteyen binbaşı ona saldırdı. Lale karşı koydu, direndi olmadı. Sessiz kalan Lale binbaşının boşluğundan yararlanarak camı örtmek istediğini söyledi. Namusunun bir Bulgar tarafından kirletilmesini ölüme tercih eden Lale kendini camdan aşağıya atarak intihar etti.

Kitabın sesli özetini dinlemek için BURAYA tıklayın.

100 Temel Eser Ana Sayfası


More from Yaşama Dair


^ Back To Top